TUNALIM

03
Eyl

BİZANSA GÖNÜL VERENLER VE EMPERYALİZM

Prof. Dr. Celal Şengör’ün, 19 Ekim 2007 tarihli Cumhuriyet-Bilim Teknoloji Eki yazısındaki bazı ifadeler aynen şöyledir: “ Bizans’ın Türkiye’de uğradığı ihmal affedilir cinsten değildir. Radi Dikici, Şu Bizim Bizans adlı bir kitap yazdı. Dikici Bey’i Bizans’a gönül verdiği, onu incelediği ve bu konuda bir kitap yazdığı için ne kadar tebrik etsek azdır. Bizans, Türkler tarafından hemen hiç bilinmemektedir. Bir tek İstanbul’un fethini sanki çok büyük bir marifetmiş gibi hatırlar. 8000 kişinin savunduğu aç şehri, 100.000 kişilik koca ordunun ancak iki ayda alabilmesini büyük bir zafer zanneder, onun fethine aman ne dehalar atfederiz…..”

Ben bu konuda uzun uzun yorum yaparak zamanınızı almak istemiyorum. Fakat çok kısa şunları yazıyorum: Bizans’ın incelenmesi bilimsel olmasına karşılık ona gönül verilmesi duygusal bir tavırdır. Bizans, eski Roma’dan ayrılmış dünya uygarlıklarından birisidir. Biz Türkler bunun incelenmesinden rahatsızlık duymayız. Ancak nasıl ki, bir Yunanlı Osmanlı İmparatorluğunu inceleyip ondan gerekli dersleri çıkarır fakat ona gönül veremezse, kendisinin Türk olduğunu söyleyen birisi de Bizans’ı inceler ondan gerekli dersleri çıkarır fakat ona gönül veremez. Bu söz bana Sayın Erbakan’ın “Bizans’ın çocukları” deyimini hatırlattı.

Ayrıca Prof. Şengör’ün Fatih’ten ve İstanbul’un fethinden bu kadar rahatsız olmasını anlayabilmiş değilim. Bir de Prof. Şengör’ün aynı gazetedeki bir yazısında “Türkçe bilim dili değildir” diyen eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz’ü de göklere çıkarmıştı. Bunlara bir bütün olarak baktığımızda Prof. Şengör’ün neyi amaçladığını anlamakta zorluk çekmeyeceğimiz kanısındayım. Ben tarihçi değilim fakat şunu soruyorum: Fatih ve ondan sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti, Viyana kapılarına kadar bilim ve teknoloji ile değil de balta ve kılıçlarla mı gidebilmiştir? Bu sorunun doğru cevaplanması gerekir. Dünya çapında bir jeoloji bilgini olan Prof. Şengör’ün kendi alanı dışındaki bu bilim dışı düşüncelerine ve hezeyanlarına Fatih ve Osmanlı Devleti üzerine çalışan bilim adamlarının gereken cevapları vermesini bekliyorum. Ayrıca bazı çevrelerin Osmanlı Tarihi ile T.C. tarihini birbiri ile çatıştırmak istemelerini doğru bir yaklaşım olarak görmediğim gibi iyi niyetle de bağdaştıramıyorum. Türk tarihinin hatası ve sevabı ile bir bütün olduğunu kabul ediyorum.

Diğer bir konu, 17-19 Ekim 2007 tarihleri arasında Üniversitemiz Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi Bir Bilgi Şöleni düzenledi. Acizane ben de Alevi-Sünni Farklılığı ve Sorunlar başlıklı bir konuşma yaptım. Bunun yarım sayfalık sonucunu sizlerle paylaşmak istedim. Bildiğimiz gibi emperyalizm, Türkiye’deki Kürtleri etnik azınlık Alevileri de dinsel azınlık kabul ederek bu iki olguyu Türkiye’yi parçalamada bir araç olarak kullanmaya çalışıyor. Konunun bu yönüyle çok önemli olduğunu düşünüyorum. Konuşmanın bütününü ekli dosyada gönderdim. İlgi duyan arkadaşlar bunu da okuyabilirler.

SONUÇ

Alevi’si ile Sünni’si ile Türk toplumu olarak dilimiz, tarihimiz, kültürümüz ve inançlarımız bir ve ortaktır. Buna karşılık az sayıda da olsa bazı farklılıklarımız da mevcuttur. Kanımca bu farklılıkları, bir eksiklik ve kusur değil Türk milletinin bir zenginliği olarak kabul edip değerlendirmeliyiz.

Son yıllarda AB’nin üzerinde ısrarla durduğu ve kararlar aldığı iki konudan birisi Kürtlerin etnik azınlık diğeri ise Alevilerin dinsel azınlık oldukları tezleridir. Bu sebeple Türkiye’de gerek Aleviler ve gerekse Sünniler birbirleriyle kenetlenip bir bütün olarak emperyalizmin karşısına çıkmak zorundadırlar.. Bunun için de var olan sorunlarımızı kendi aramızda tartışıp çözüme kavuşturarak emperyalist ülkelerin gündeminden düşürmek zorundayız. Bu yüzden hem Sünniler hem de Aleviler birbirlerini yakından tanıyarak birbirleri hakkındaki önyargıları terk ederek dostlukları pekiştirmek zorundadırlar.

Bilimde veriler objektif olmasına karşılık sonuçta bunların değerlendirilmesi sübjektif yargıları içerir. Çünkü aynı verileri farklı bilim adamları farklı şekilde yorumlayabilirler. Bunu yaparken de bilim adamları, her aklına gelini söylememelidir. Söylenenlerin objektif bilime ne gibi katkılar yapacağını ve bunların Alevi Sünni grupları arasında çatışmaya mı yol açacağı veya birlik ve bütünlüğe mi hizmet edeceğini göz önünde bulundurmak zorundadırlar.

Yine gerek Alevi ve Sünni gerekse ilahiyatçı araştırmacıların biraz da olaylara karşısındakilerin penceresinden bakıp birbirlerini doğru anlama ve kavrama gayreti içinde olmalı ve Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü gerçekleştirecek çalışmalar yapmalıdırlar. İlahiyatçı araştırmacılar, Kurtuluş Savaşı sırasındaki Mut Müftüsünü örnek alabilirler. Böylece dinsel anlayışımız ülkeyi parçalayıcı değil bütünleştirici bir nitelik kazanır.

Ayrıca bilim adamları Aleviler mi haklı yoksa Sünniler mi gibi bir dava güdemezler. Bilimde ve bilimsel çalışmalarda haklılık yoktur doğruluk ve yanlışlık vardır. Gerek tarihsel koşulların ve gerekse dış güçlerin planlarının sonucu ortaya çıkan bu ihtilaf nasıl ortadan kaldırılıp birleşip bütünleşen bir millet olabiliriz? Bunun üzerinde kafa yormak zorundayız. Onun için hem Alevi ve Sünni hem de İlahiyatçı araştırmacılar, duygusallıklarını ve kendi inanç ve önyargılarını bir kenara bırakarak bunun üzerinde kafa yorup çözüm üretmek zorundadırlar. TUNALIM…    Alıntı:Prof.Dr.İbrahim Arslanoğlu
_________________
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!..

Leave a Reply

© 2009 TUNALIM | Entries (RSS) and Comments (RSS)

Design by Web4 Sudoku - Powered By Wordpress